kürt yahudileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kürt yahudileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Nisan 2017 Salı

Bir değişik Tayyip Erdoğan hikayesi | Mehmet Fahri Sertkaya

akademi dergisi, mehmet fahri sertkaya, deniz baykal, recep tayyip erdoğan, bülent arınç, içimizdeki israil, cia, mossad, kürt yahudileri, beyaz saray, cüneyt zapsu, A101, BİM, chp,

➥ Sabetaycı gizli Yahudi Deniz Baykal Boşbakan yaptı.

Bu sırada Sabetaycı Yahudi olup Deniz Baykal'ın yakın akrabası olan Bülent Arınç da yanındaydı...

➥ Gizli Ermeni Devlet Bahçeli de bu süreçte elinden geleni yaptı. Sonra, o kadar şaibeli kararları üst üste alıp tepkileri üzerine çeke çeke onu iktidara getirdiği yetmezmiş gibi, hep tek başına iktidarda kalması için ne gerekiyorsa yaptı. 

➥ Gizli Ermeni olup aynı gizli teşkilat tarafından CHP'nin başına getirilen Kemal Kılıçdaroğlu da üzerine düşeni hep yaptı. Şu referandum skandalının ardından, CHP tabanı Kılıçdaroğlu'nu göndermeye çalışıyor ama parti onun benzerleri ile dolu ve taban neler döndüğünü hala bilmiyor. Demokratik cumhuriyetle yönetilen bir ülkede yaşadıklarına inandırılmışlar, öyle döndürülüp duruyorlar. 

➥ CIA raportörü olup "gölge CIA" denilen İbrahim Kalın, onu hiç yalnız bırakmadı. 

➥ 'CIA casusu' olduğu ve en baştan Tayyip'in yanına verildiği iddia edilen Ömer Çelik'in, bu kadar vasıfsız ve silik haline rağmen, hala acayip bir konumu var ve bu kısmı hala hiç kimse anlamadı. 

➥ Kürt Yahudisi olup Musevi Kutsal bursu ile okutulan, Beyaz Saray'a yeminli tercümanlık yapan, Amerika'da barlarda güzellik yarışmaları da tertip eden Egemen Bağış'ın da hakkını yememek lazım. En baştan beri yanında olanlardandı. Daha doğru ifade ile, en baştan beri yanına konulanlardandı. 

➥ Bir yanı Kürt Yahudisi, bir yanı Sabetaycı Yahudi olan, bir zaman BİM'in ortaklarından olup sonra A101'i kuran, 'gölge başbakan' ve 'CIA casusu' denilen, belediye başkanlığı zamanlarından bu güne Tayyip'i Tayyip yapan adam olan ve başbakanlığa getirirken de ABD konsolosluğunda Tayyip'i kamera kaydına alıp "Şunları şunları yapacağına söz ver" dediği iddiaları basında sıklıkla yer bulan, bu şart koştukları arasında 'Anayasa değişimi' yani "başkanlık" da bulunduğu iddia edilen Cüneyt Zapsu'nun payı ise, diğerlerini katlar. 

Daha böyle çok isim ve hadise var, bir girsek, henüz özetlemişken akşam olur, karanlık basar. 

Böyle bir geçmişe, bunca somut delilli suça ve şimdi de çalınan bir referanduma rağmen ona hiç sorun çıkarmayan İçimizdeki İsrail'in,İçimizdeki Ermenistan'ın, Masonların payını da küçük görmemek lazım. 

Sahte diplomalı sözde Cumhurbaşkanından sonra, işte böyle böyle, bir de sözde başkanları oluyor ve sanki "onların" değil de bu milletin başkanı oluyor. Bu sözde başkanın, hala seçim sonuçları netleşmediği halde, HAYIR'ın önde olduğuna konunun bütün uzmanları ve hukukçular kani olduğu halde, başkanlık havasına, zafer havasına girmiş olması bir yana, bu hava ile şu iki gündür yaptığı konuşmalar, bizi nerelere sevk edeceklerini açıkça gösteriyor. 

13 Ağustos 2016 Cumartesi

Türkiye'de Komünizmin yayılmasında Sabetaycı gizli Yahudilerin payı... Kamal Atatürk'ün Komünist akrabaları | Mehmet Fahri Sertkaya

akademi dergisi, gerçek yüzü, gizli yahudiler, Mehmet Fahri Sertkaya, Mustafa Kemal Atatürk, reşat fuat baraner, sabetayistler, türkiye komünist partisi (TKP),

Duydunuz mu?


Türkiye Komünist Partisi (TKP)’nin önderlerinden Reşat Fuat Baran-er, Sabetayist gizli Yahudi Kamal Atatürk ile anne tarafından akrabaymış...

Yıllardır "Türkiye'ye komünizmi Sabetaycı Yahudiler ile Kürt Yahudileri getirdi" deyip duruyor ve çeşitli deliller yayınlıyoruz da, insan TKP önderlerinden Baran-er'in de Sabetaycı Adıtürk ile akraba olduğunu kaç senedir yazmaz mı... Gerçekten çok kırıldım şimdi... 

Ben az önce haberdar oldum. Kadrosunda çok sayıda Sabetayistin bulunduğundan şüphe ettiğim Oda TV'de yazılmış bu gün bu iddia...

Çok da yakın akrabalarmış. Baran-er'in annesi Adıtürk'ün annesi Zübeyde'nin kardeşiymiş.

İşte Oda TV'nin söz konusu haberi:

➥ Akrabalık ilişkileri, özellikle de ''soyadı kontenjanı''nın (Doç. Dr. Barış Doster hocamız bu tabiri sık sık kullanmaktadır) sağlam bir referans sayıldığı ülkemizde bu nimetleri elinin tersiyle iten, bunları bir avantaj ya da övünç olarak kullanmayan bir kuşağın önde gelen bir isminden söz edeceğiz. Türkiye sosyalist hareketinin önemli bir ismi, Türkiye Komünist Partisi (TKP)’nin önderlerinden Reşat Fuat Baraner’den…


12 Ağustos 48. ölüm yıldönümüydü Baraner’in. Anne tarafından Mustafa Kemal Atatürk ile akrabadır. Ama, bunu hayatının hiçbir alanında, işkenceden kurtulmak için bile kullanmamıştır.

1900’de Selanik’te doğdu. Babası Ağır Ceza Reisi Ahmet Fuat Bey, annesi de Mustafa Kemal’in annesi Zübeyde Hanım’ın kardeşiydi. İ.Ü. Fen Fakültesi’nde okuduğu yıllarda mütareke yıllarının şartları içinde anti-emperyalist öğrenci eylemlerine katıldı, öncülük etti.

Dr. Şefik Hüsnü Değmer’in lideri olduğu TİÇSF (Türkiye İşçi Çiftçi Sosyalist Fırkası)’de ve Kurtuluş dergisinde çalıştı. 1919 sonlarında kimya öğrenimi için gittiği Almanya’da Spartakistlerden etkilendi. Daha sonra Sovyetler Birliği’ne giderek Lenin Akademisi’nde Marksist kuram ve ekonomi-politik okudu.

1930’da Türkiye’ye döndü, “komünizm lehine faaliyetlerde bulunduğu”gerekçesiyle İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nce 4 yıl hapse mahkum edildi. 1933’te Cumhuriyet’in 10. yılı affıyla serbest kaldı. TKP 3. Kongresi’nde (Şubat 1932) gıyaben TKP Merkez Komite (MK) Üyesi seçildi. Bir süre yurtdışında bulundu. 1937’de gıyabında 6 ay hapis cezası verildi.

2. Dünya Savaşı yıllarını başında TKP Plenum kararıyla İcra Komitesi Sekreterliğine getirildi.

Mart 1944’de İstanbul’da yakalandı. 1944 tevkifatında 64 arkadaşıyla birlikte yargılandı, 9 yıl hapse mahkum oldu. 1950’deki affa kadar Ankara ve İstanbul hapishanelerinde yattı.

Tahliyesinden sonra TKP MK ve İcra Komitesi Üyesi olarak 1951 tevkifatında yeniden tutuklandı. 7 yıl hapse ve 2 yıl 4 ay sürgün cezasına çarptırıldı.

TKP’nin önemli düşünce ve eylem adamı olan Baraner, özellikle 2. Dünya Savaşı yıllarında komünist hareketin anti-faşist mücadele dönemine damgasına vuran bir isim oldu.

Özellikle Türkiye’de bulunan kadrolarca yaşadığı dönemde Şefik Hüsnü’den sonraki önder olarak kabul edilmiştir.

TİP’i desteklemiş ancak TİP yönetimini eleştirmekten de geri durmamıştır. Bu yıllarda “TKP Dış Büro”nun başında olan Zeki Baştımar tarafından partiden ihraç edilmiştir.

Hapis yıllarında çeviriler yapmış, Yeni Edebiyat’ta “Ali Rıza Çelik” takma adıyla yazmıştır.

‘Faris Erkmen’ imzasıyla yayınlanan “En Büyük Tehlike” adlı broşür (Ressam olan Erkmen, TKP’nin legal yayın faaliyetlerine en önemli katkı koyanlardandır) ve Eşi Suat Derviş (Saadet Baraner)’in imzasıyla yayınlanan “Niçin Sovyetler Birliği’nin Dostuyum”u da Reşat Fuat Baraner’in yazdığı söylenmektedir.

Türk Solu’nda da yazmış, ölümünden kısa bir süre önce Devrimci Kuruluşların Güç Birliği (Dev Güç)’nin oluşumuna da ön ayak olmuştur.

''ATATÜRK’ÜN AKRABASI OLDUĞUNDAN BAHSETMEMİŞTİ''

İki yabancı dil bilir; yüksek kültürlü, yeteneği sayesinde devlet bursuyla Almanya’da okumuştur. Atatürk’ün yakın akrabasıdır ama hayatında bir kere bile bundan bahsetmemiş, bunu bir ayrıcalık olarak kullanmayı aklının ucundan dahi geçirmemiştir.

Atilla Akar, “Bir Kuşağın Son Temsilcileri-‘Eski Tüfek’ Sosyalistler” kitabında Baraner’in Darülfunun’a sıradan bir vatandaş gibi başvurduğunu ve geri çevrildiğini, Ankara Valisi’nin araya girip, Atatürk’ün akrabası olduğu anlaşılınca tüm kapıların açıldığını belirtmektedir.

Akar, aynı kitapta; ilk tevkıfatında (tutuklama) emniyette işkence gören Reşat Fuat’ın Atatürk’ün akrabası olduğunu duyan polislerin önce inanmadığını, fakat bilgi kesinleşince kendi tabiriyle ‘anasına edilen küfürlerin birdenbire durduğunu’ aktarmaktadır.


(Baraner cenazesi_13 Ağustos 1968.sagdan sola Hikmet Kıvılcımlı, Bulgar göçmeni bir komünist, Suat Şükrü Kundakçı, Şaban Ormanlar ve Mihri Belli)

''BUNDAN BÜYÜK RÜTBE VAR MIDIR?''

Hakkında yazılan Komintern raporu, kendisinden “parti tabanında herkesin sevgi ve saygısını kazanmış bir lider” olarak bahsetmektedir. Parti için çekişmelerin yoğun olduğu o dönemde, TKP’nin en zor ve çetin döneminde liderlik yapmıştır. Umut veren, morallerini yükselten ve toparlayan bir kadrodur. Ve belki de en önemlisi ayakları Türkiye toprağına basan, 68’in devrimci gençliğine de ilham veren bir isim olmuştur. TKP’nin önde gelen isimlerinde, 2014 yılı sonunda kaybettiğimiz Rasih Nuri İleri ve Sevim Belli de 2013 yılında kendileriyle yaptığımız görüşmelerde Baraner’in mücadelesinden ve önderliğinden saygıyla söz etmişlerdi.

TKP’nin bir diğer önder ismi Dr. Hikmet Kıvılcımlı, “Devrim Zorlaması Demokratik Zortlama” adlı kitabında sosyalist kuşağı 4 başlık altında toplamış ve Baraner’i Nazım Hikmet ile birlikte “Eski Sosyalistler” (1925 -1945) olarak nitelendirmiştir.

Kvılcımlı, Ağustos 1968’de kaleme aldığı yazısında yoldaşları Şefik Hüsnü ve Reşat Fuat Baraner’den “İki Temel Direği” diye söz etmekte ve şöyle devam etmektedir:

“Şefik Hüsnü ve Reşat Fuat o ‘mutlu-kutlu’, ‘başarılı’ hatta ‘aşırı’ mitlaufelerden (sempatizanlardan) değildirler. Sık sık boğucu savaşlarda kılıç artığı olmuş, yenilmiş, ama yok edilememiş: Sen, ben, bizim oğlanlardır…

Şefik Hüsnü ve Reşat Fuat inanç boğazını geçince, kaçacak bir tek sal bırakmayan arkadaşlık er meydanının erleridirler. Proletarya sosyalistidirler. Onların arkadaşlıklarına başka ad gerekir…

Şefik Hüsnü ve Reşat Fuat, gelgeç varlıkları zamanında olduğu gibi, ebedi varlıklarında da yan yana ve baş başa, devrimci insancıl yolun iki ölmez jalonu, yol gösterici şaakülü olarak hayırla anılacaktır. Devrimci için bundan büyük rütbe var mıdır?”

Mustafa Suphi, Ethem Nejat, Şefik Hüsnü, Hikmet Kıvılcımlı, Reşat Fuat Baraner, Mihri Belli ve diğerleri… Bu topraklarda sosyalizmin yeşermesi için bir ömür veren, kibirden uzak, mağduriyet şovu yapmayan, imtiyaz beklemeyen düşün ve eylem insanları… O’nlar Soner Yalçın’ın tabiriyle “Susarak konuşan erdemli bir kuşağın mensupları”. Saygıyla anıyorum.

Şenol Çarık

Odatv.com

DİKKAT! Bizi, Facebook ve benzeri sansürcü Amerikan/Siyonist sosyal ağlarından sağlıklı şekilde takip etmeniz mümkün değil. Telegram yazılımı kurarak, oradaki Akademi Dergisi grubumuza takipçi olmanız, en doğru davranış olur. Telegram Akademi kanalının adresi: www.t.me/AkademiDergisi

10 Şubat 2012 Cuma

İran Lideri Ahmedinejad da Kripto Yahudilerden mı?

İran Lideri Mahmud Ahmedinejad da Kripto Yahudilerden mı?



AHMEDİNECAD YAHUDİ Mİ?

İngiliz Daily Telegraph gazetesi, İran lideri Mahmut Ahmedinecad’ın iki ay önce seçim sırasında sandık önünde poz verdiği görüntüdeki kimliğini bir adli tıp detektifi gibi araştırdı.

Gazete, önce fotoğrafı büyüttü sonra sayfada neler yazdığı belirledi. Daha sonra da bunların peşinden gitti..

Gazete, kimlikte, Mahmut Ahmedinecad’ın daha önceden soyadının Saburjian olduğu yazılı. Saburjian, dokumacı anlamına gelen bir İbranice isim.. Biraz daha araştırıldığında Saburjianların Ahmedinecad’ın doğduğu yer olan Aradan’dan yayıldığı bulundu..

Ayrıca İran liderinin kimliğinde, küçük bir notta, ailenin soyadını İslamiyete geçtikten sonra Ahmedinecad’a çevirdiği yazılı..

İngiliz Daily Telegraph gazetesi, "şaşırtıcı bir sırrı ortaya çıkardığını" iddia ederek, Ahmedinejad’ın Mart 2008’deki seçimler sırasında kimlik kartını yukarı kaldırarak poz verdiği fotoğrafın bu sırrın delili olduğunu öne sürdü.

İddaya göre, kimlik kartı Ahmedinejad’ın ailesinin Yahudi kökenli olduğunu gösteriyor. Kimlik kartı yakından incelendiğinde Ahmedinejad’ın önceden ’Sabourjian’ olarak bilindiğini belirten gazete, bunun bir Yahudi ismi olduğunu ve ’kumaş dokuyan’ anlamına geldiğini yazdı. Kimlik kartında kargacık burgacık yazılmış olan kısa notun, ailenin Ahmedinejad soyadını, İran liderinin doğumundan sonra, İslam dinine geçmeleriyle değiştirdiğini gösterdiği öne sürülüyor.

İlk Kez Gün Yüzüne Çıkan Arşiv Belgeleriyle; OSMANLI'NIN SABETAYCILAR'A BAKIŞI

kripto gizli şifreli yahudiler İlk Kez Gün Yüzüne Çıkan Arşiv Belgeleriyle; OSMANLI'NIN SABETAYCILAR'A BAKIŞI



Osmanlı Devleti Selanik ve çevresini fethetmeden önce Selanik'te ve etrafında çok az sayıda Yahudi yaşardı. Ancak, 15. asır sonlarında Osmanlı Devleti'nin Yahudileri bu bölgeye yoğun olarak yerleştirmesi, Selanik'i Yahudilerin hâkim olduğu bir şehir haline getirmiştir. Selanik ve çevresine iki ayrı Yahudi grup gelmişti. Avrupa' da 1470' li yıllardan sonra oluşan anti-semitik(Sâmi ırkı/Yahudi ırkı karşıtı)  baskı, Macaristan ve Almanya'dan Eskenazi'lerin Selanik'e gelmesine sebep olmuştu. Mohaç Meydan Savaşı' ndan sonra alınan Budin'deki Yahudilerin bir kısmı da Selanik'e yerleştirildiler. 
17. asnn ikinci yansında Selanik'te 40 bin civarında olan Yahudi nüfus, burada ticaretle uğraşan Rumların artmasından dolayı meydana gelen göç ve bir bölümünün Sabetay Sevi'yi izlemesi sebebiyle önemli ölçüde azaldı ve 1783'de 18 bin dolayına indi. 

Osmanlı Döneminde Selanik


Selanik'te nüfus oranı değişiminin Yahudilerin aleyhine geliştiği tam bu dönemde ortaya çıkan Sabetay Sevi'yi, bilhassa zengin "Museviler" izlediler. Böylece Selanik'te yeni bir cemaat ortaya çıktı. Fakat onlar hiçbir zaman Selanik'teki nüfus sayımlarında Musevilerin nüfus hanesine dahil olmadılar.


İlk ulusalcılar  
17. asırda Sabetay Sevi'nin liderliğinde ilk olarak İzmir'de başlayan, daha sonra tüm Yahudi cemaatlerine sıçrayan ve bugün İstanbul merkez olmak üzere devam eden "Rabanik" harekete; genel olarak verilen adlar "Sabetaycılık" "Avdetilik" ve "Dönmelik" tir. Sabetaycılığı benimseyen gruplar 1924'teki ahali mübadelesiyle Selanik'ten Türkiye'ye gelmelerinden sonra "Selanikliler" olarak nitelendirilmiştir. Aslında bu tarihten önce 1912-1913 Balkan Savaşları sonrasında, Rumeli'deki Osmanlı Devleti topraklarının kaybedilmesi neticesinden dolayı İstanbul başta olmak üzere İzmir, Samsun, Adana gibi şehirlere de Sabetaycı ailelerin göç ettiği iddia edilmektedir. Tahminimizce yukarıda zikr edilen şehirler başta gelmek üzere, o tarihteki Osmanlı Devleti sınırları içinde olan bir çok şehire Sabetaycı gruplar yerleşmiştir.

O Sabetaycı hainlerin sahneye sürdüğü basit bir aktördü, Atatürk Sabetayistti

O Sabetaycı hainlerin sahneye sürdüğü basit bir aktördü, Atatürk Sabetayistti


Yahudi Bir Yazar Açıklıyor "Atatürk'ün Gerçek Kimliği"


24 Temmuz 2007’de The New York Sun editörü Hillel Halkin, köşesine ilginç iddialar taşıdı. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin yüzde 47 ile kazandığı seçimlerden iki gün sonra yazdığı yazıda Halkin, bundan 13 yıl kadar önce yazdığı bir makaleyle ilgili olarak ortaya çıkan yeni kanıtları ileri sürdü. Ben-Avi adlı bir gazetecinin otobiyografisine dayandırdığı iddiasına göre Atatürk bir Yahudi Dönmesi’ydi.* “O zamanlar Türkiye’sinde ayaklanmalar başlatacağından ve laik devrimi devireceğinden endişe” ederek yayınladığı yazısına, 2007’de e-postayla gelen cevaptaki diğer kanıtları da bu yazısında paylaştı. Timeturk’ün ortaya çıkardığı bu yazının tercümesini okuyucularımızın istifadesine sunuyoruz.


Atatürk’ün Türkiye’si devrildi.

Bundan 12 ya da 13 yıl kadar önce haftalık New York gazetesi Forward için çalışırken modern laik Türkiye’nin kurucusu Kemal Atatürk hakkında bir yazı yazdım ve biraz da endişeyle gazeteye yolladım. Yazıda, Atatürk’ün babasının Yahudi, daha da net bir ifadeyle, Dönme olma olasılığıyla ilgili kanıtlar sunmuştum. Dönmeler*, 17’nci yüzyıl Mesihlik iddiasındaki Türk-Yahudi’si Sabetay Sevi’nin İslam’a dönmesinin ardından ona inanmaya devam eden takipçilerinin oluşturduğu heretik (batıl) Yahudi tarikatıdır.

Sevi’ye öykünerek Yahudi gizil hayatlarına devam eden ve dışarı karşı Müslüman görünen ayrı ve gölgeler içindeki grup varlığını 20’nci yüzyıla başarıyla taşıdı.Birçok biyografide Atatürk’ün babasıyla ilgili 3 ya da 4 farklı geçmiş verilir. Her ne kadar kimse onu Yahudi olarak tanımlamadıysa da, bunların farklılığı onun aile orijinin sakladığını düşündürmektedir. Bu kanıt, her ne kadar sınırlı da olsa, oldukça şaşırtıcıydı.

Yahudi gazeteci Itamar Ben-Avi’nin Uzun zamandır unutulmuş otobiyografisinde 1911’in geç kışında yağmurlu bir Kudüs akşamında barda tanıştığı genç bir yüzbaşıyı anlattığı bölüm bu kanıtın en güçlü yanıydı. Çok fazla araktan (arak=alkollü bir içiki) çakırkeyif olan yüzbaşı sadece tüm Dönme ve Yahudilerin bileceği ancak hiçbir Müslüman Türk’ün bilemeyeceği Shema Yisra’el ya da “Duy ey İsrail” duasının İbranice açılış sözlerini ezberden okuyarak Ben-Avi’ye Yahudi olduğu sırrını verdi.

Selanikli dönmeler (sabetaycılar) hakkında ne biliyoruz

Selanikli dönmeler (sabetaycılar) hakkında ne biliyoruz



9 günlük bayram tatili benim için rahat okumalara fırsat olur. Marc David Baer'in yazdığı 'Selanikli Dönmeler'  yıllardır üzerinde çalıştığım, düşündüğüm bir konu olunca satır satır eğildim. Notlar aldım. Birçok yeni bilgi edindiğim halde doğrusunu söylemek gerekirse Baer'in kitabı beni tam olarak tatmin etmedi. Ne zaman Sabetayizmle ilgili şöyle dört başı mamur bir kitap çıkacak diye de düşündüm. Baer'in titiz çalışması bile mevcut soruların birçoğunu cevaplamıyor. O halde ben de Sabetayizm araştırmalarında nereye geldik ve Baer'in kitabı hangi yeni bilgileri ilave ediyor, sizin için kaleme aldım. Tarih yazımımızı tepetaklak okumaya hazır mısınız?

Marc David Baer'in kitabı 
(Selanikli Dönmeler / Doğan Yay. 2011) aklımızdaki soruları cevaplamaya yetmiyor. Çünkü sabetayizm Türk tarihinde yok sayılmış bir disiplin! Ve o kadar çok soru birikti ki...
Dinsel ritüelleri halen devam ettiriyorlar mı? Örneğin 18 emir halen ihlal edilemez kurallar mı? 
Cemaatin lideri tek kişi mi, yoksa her kolun ayrı bir lideri mi var?
1900'lü yılların başında olduğu gibi ortak bir sandıkları var mı? Karar defterleri var mı?
Cemaatin mensubu kaç kişi?
Yeni kuşak, Sabetayist kimlikten ne kadar haberdar? Sorular uzayıp gidiyor...
Asıl mevzuya ise bir türlü giremiyoruz. 1600'lü yıllarda yaşamış Sabetay Sevi'nin öğretileriyle günümüzü birleştiremiyoruz.
Anadolu'da gizli din yaşayan onlarca cemaat var. Halen var. Gidin Trabzon köylerinde gizli Hıristiyan görünürde Müslüman olan köylüler bulursunuz. Sabetayizmin önemi yönetici sınıfın onlardan oluşmasıdır. İktidar, finans, eğitim, kültür ve sanatta hep onların sözü geçti. O zaman akıllara şu soru geldi: Bir kast sistemi mi var?
Kimi tarihçi, gazeteci, aydın bu soruyu önemsiz buldu kimi ırkçılıkla suçladı. Oysa yakın tarihimize samimiyetle bakan ve Türkiye'yi anlamak isteyen her kişinin aklını başından alacak ilginçlikte bir konudur.

MENDERES'E 'İTİRAZINIZ VAR MI' DİYE SORDUM
Bakınız... Adnan Menderes ve ailesinin bütün akrabalık ilişkileri üzerinden bir kitap yazıldı. Efendi kitabı Evliyazade Ailesi üzerinden Menderesler'i anlatıyordu. Menderes ailesinin aslında sabetayist olduğunu tez edinmişti. Kitap çıktıktan kısa bir süre sonra hayattaki tek oğlu Aydın Menderes'i ziyarete gittim. Kitabı sordum. 'İddialara ne diyorsunuz, itirazınız var mı?' dedim. 'Hayır' dedi. 'Sadece bana sorulsaydı daha farklı şeyler de anlatırdım. Annem yaşasaydı üzülürdü.' Ama 'Türkiye bütün bunlarla yüzleşecektir' diye de ekledi. Sadece Menderes mi? Hayır, bu tartışmaların tozu toprağı arasında belki fark edemedik. Ama sessiz sedasız onlarca tanınmış isim, kökenlerinin Sabetayist olduğunu açıkladı. Modacı Cemil İpekçi, Halil Bezmen... Peki ya açıklamayanlar... Buzdağının alt tarafı... Kimsenin bir cadı avı başlatmasını istemiyorum...

Evet Ben Selanikliyim! (Sabetaycıyım!)

Evet Ben Selanikliyim! (Sabetaycıyım!)


Selanikli deyince ne gelir aklınıza? 1) Selanikli Yunanlılar. 2) Nazilerin katlettiği Selanikli yahudiler. 3) 1924'te mübadeleyle Türkiye'ye göç eden Selanikli müslümanlar. 4) Aynı mübadeleyle gelen ‘‘dönmeler.’’ İşte ‘‘Selanikli’’ denildiğinde, özellikle son kategoride olanlar kastedilir. 17. yüzyılda mesihliğini ilan edip, sonra müslümanlığı kabul etmek zorunda kalan İzmirli yahudi Sabetay Sevi'nin yandaşı birkaç ailenin soyundan gelen ‘‘Selanikliler’’, daha doğrusu ‘‘sabetaycılar’’, 350 yıl cemaatleri hakkında ser verip, sır vermediler. Ama 1990'larda içlerinden biri yazmaya, anlatmaya başladı. Ilgaz Zorlu, 29 yaşında. Annesi sabetaycı, babası dindar müslüman bir aileden. Cemaatinde çok iyi tanınıyor. Kimi ona deli diyor, kimi hain. Prof. Dr. İlber Ortaylı, ondan şöyle söz ediyor: ‘‘Bugün Sabetaycılar kendilerini henüz açıklamaz. Tek istisnanın, ama hakikaten tek istisnanın Ilgaz Zorlu olduğunu takdirle belirtmek gerekir.’’ Belge Yayınları, Ilgaz Zorlu'nun makalelerini ‘‘Evet, Ben Selanikliyim/Türkiye Sabetaycılığı’’ başlıklı bir kitap halinde yayınlandı. Onunla hayatını, sabetaycılığı ve sabetaycı cemaati konuştuk.

Sabetaycılığı ne zaman keşfettiniz?

-Annemle babam çalışıyorlardı, bana anneannem baktı. Anneannem Selanik'te doğmuş ve 24 yaşında mübadeleyle buraya gelmiş. Atatürk'ün ilkokul öğretmeni Şemsi Efendi de dedemin dedesi. Şemsi Efendi yaşadığı dönemde, büyük bir Kabbala bilgini ve sabetaycılar içindeki cemaatleri (Kapancılar, Karakaşlar, Yakubiler) birleştirmeye çalışıyor. Düşünün, üç yüzyıl boyunca müslüman gözüküyorsunuz, içerde yahudiliği uyguluyorsunuz, daha doğrusu yahudiliğin kabbalistik, mistik bir bölümünü. Cemaat tamamen içine kapalı. Ben 19 kuşak boyunca Sabetay Sevi'nin kardeşinin soyundan bir aileden geliyorum. Büyükannemin çok sağlam bir sabetaycı kültürü var, ama korkuyor. Çünkü Varlık Vergisi olayını, ondan önce Karakaş Rüştü olayını yaşamış. Cemaat asimile olma kararı almış.

KARAKAŞ RÜŞTÜ OLAYI

Karakaş Rüştü olayı nedir?

-Sabetaycıların Karakaş grubundan olan bu adam 1924'te bir anlaşmazlık sonucu cemaatin sırlarını gazetelere ifşa ediyor ve Atatürk'e mektup yazıyor. Biz asimile olamıyoruz, bizi ne olur müslüman yapın diyor. Anneannem korkarak anlatırdı. Bu olay olduğu zaman evleri basacaklar şayiası ortaya çıkmış. Birçok aile ellerindeki belgeleri yakmış.

Size de aynı gözle bakanlar var mı cemaat içinde? İkinci Karakaşzade Rüştü olduğunuzu söyleyenler?

-Evet, evet tabii. Benim için önce bu adam kendini Sabetay Sevi sanıyor dediler. Deli olmakla, Karakaşzade Rüştü olmakla, Mesih olmakla suçlandım. ‘‘Allah kahretsin, başımıza dert açacaksın’’ dediler.

Büyükannenizden neler öğrendiniz?

"Biz Türk de Müslüman da değiliz" diye açıkca itiraf eden Sabetaycılar / Sabetayistler

"Biz Türk de Müslüman da değiliz" diye açıkca itiraf eden Sabetaycılar / Sabetayistler


Dünya Yahudi Konseyi'nin büyük gayretleri ve o zaman dünyanın süper gücü bulunan İngiltere'nin de kullanılması ile Osmanlı yıkıldı ve Müslümanlar tarumar edildi...

Bu işte Osmanlı sınırları içerisinde yaşayan, Türk ve Müslüman gözüken yüzbinlerce Sabetaycının da büyük emekleri vardı. Bu nedenle yeni kurulacak kukla Türkiye devletinin kontrolünün Sabetaycılarda olmasına izin verildi.

Museviler ile Sabetaycılar arasında (her ne kadar sabetaycılar da yahudi olsalar da) bulunan anlaşmazlıklar sorun edilmedi. Türkiye'de iktidar artık Yahudi konseyi ve İngiltere ile danışıklı hareket eden Sabetaycıların ellerindeydi...

Selanik Dönmelerininin Türklükle Ne İlgisi Var? (Karakaşzâde Rüştü olayı)

kripto gizli şifreli yahudiler ,Selanik Dönmelerininin Türklükle Ne İlgisi Var Karakaşzâde Rüştü olayı


Anadolu milli ananelerimizin değiştirilmesinde her zaman öncülük yapan Selaniklilerin ülkemiz dışında tutulması isteniyor. Ankara 1 Kanunisani 1924 (Özel Muhabirimizden) 

Karakaş Rüştü imzasıyla buraya telgrafla başvuru yapılarak Selanik Dönmelerinin aslen, ırken ve soy bakımından Türklük, Müslümanlıkla ilgisi bulunmadığından bahsedilerek, bunların Türk toplumu dışında tutulması, veya ülkenin her tarafına dağıtılarak Türk nüfusuyla karışmaya meecbur edilmeleri istenmiştir. bu konuda ilgili olanlarla konuştum. Türk toplumuna kabul edilmiyeceklerse, bu esasın evvelce gelenlere uygulanması konusunda fikir belirtiyorlar.

Karakaş Rüştü Bey'in Ankara'daki Girişimi
Meclis içinde önemle karşılanmıştır. Bu konu hakkında önemli konuşmalar olmaktadır. 
Dünkü nüshamızla evvelki gece Ankara muhabiriizden gelen bir telgrafa atfen Selanikli Karakaş Rüştü bey'in kendi mensup olduğu aslen, ırken Türklükle alakası olmadığından söz ederek bunların Türk toplumunun dışında tuttulması veya ülkenin her tarafına dağıtılarak Türklerle kaynaşmaya mecbur edilmesini istediğini yazmıştık. 

Dün bu girişimin Ankara'da yaptığı etkiyle ilgili olarak aşağıdaki telgrafı aldık. 
Ankara 2 Kanunisani 1924 (Özel Muhabirimizden)
Büyük Millet Meclisi Üyeleri Karakaş Rüştü bey'in dün bildirmiş olduğum girişimini büyük bir önemle karşıladılar. Bu konu hakkında meclis kulislerinde önemli konuşmalar olmaktadır. Temaslarım sonucunda öğrendimki, büyük bir kısmı Selanik'ten gelen bu kimselerin memleketimizin büyük iktisadi kaynaklarını kendi ellerine geçirmek istemelerine karşı tedbir almanın gerekli olduğuna işaret etmişlerdir. 

Dün şehrimizde yapmış olduğumuz araştırmalara göre Karakaş Rüştü bey'in Şamlı Mağazasının ilerisinde olduğu bilinen Karakaş Mağazasının sahibi olduğu anlaşılmıştır. Bir süreden beri mağazasını Mehmet Feridun beylere bırakarak kendisi bazı özel teşebbüslere girişmiş, mütareke senelerinde almanya'da bazı şirketlerin idaresinde bulunmuştur. istanbul'a döndükten sonra çeşitli işlerle uğraşmaya başlayan Rüştü bey Almanya'da bazı şirketlerin idaresinde bulunmuştur. İstanbul'a döndükten sonra çeşitli işlerle uğraşmaya başlayan Rüştü bey, on beş günden beri Ankara'da bulunmaktadır.

Rüştü bey, uzun zamandan beri kendi hemşehrilerinin hareketlerine karşı olmakta ve onları tenkit etmekteymiş.

Dün muhtelif muhabirlerimizde Rüştü bey'in birçok hemşehrisiyle konuşmuş bu girişimi nasıl karşıladıklarını ve Rüştü bey'in bu hareketinin sebebinin ne olabileceğini araştırmışlardır.

Burada baş vurunun hangi nedenle yapıldığı bilinmemekle beraber Rüştü bey'in bildiğimiz hisleri ve düşünceleri bunun nedenini açıkça bize gösteriyor. Zaten kendisinin en yakın aile fertleri de Rüştü bey'in bu hareketini hislerine mağlup olmasına ve son senelerde ki bazı olayların kendi üzerinde bıraktığı etkiden kaynaklandığını belirtmektedir. anlaşıldığına göre, Rüştü bey Ankara’da dostlarıyla meydana gelen bir tartışma sonucunda bu işe girişmiştir. 

Dönmeliğin Hurafeleri Nedir veya Neydi? 8 Kanunisani 1924
Karakaşzade Rüştü bey'in Ankara muhabirimize verdiği malumatta, dönmeleri sınıflara ayırmaktadır ve yalnız bir sınıfı neslinin tükenmesi konusunda alakasızlıkla suçlamaktadır. Muhabirimiz diyor ki: Rüştü bey nesline bağlı onun iyiliğine çalışan samimi bir Dönmedir.

Dönme tabiri İslam aleminde bir mühtedinin ömrünün sonuna kadar devam ederken, Sabatay Sevi ve kabilesi her nedense iki buçuk asırdan beri bu özelliği kavrayamamıştır.

Dönmelik meselesi etrafında dönen bazı esrarlı rivayetler çeşitli maksatlarla ortaya çıkar ve ara sıra tüm toplumun ilgisini çeker. Bunlar kakkında benim fazla bilgim yoktur. Yalnız Avrupa'dan kovuldukları ve Osmanlı İmparatorluğunun şefkat ve merhametine sığındıktan sonra padişahın gazabı üzerine korkarak yandaşlarıyla birlikte ihtida ettiğini fakat bu ihtidanın tatmin edici bir derecede olmadığı aklımda kalmıştı. Bir müddet sonra bu isimle anılan bazı kimselerle karşılaştım. Fakat görünüşlerinde bir tuhaflık görmedim.

Karakaşzade İle Karşılaşma
Geçen gün yanımda Tanin muhabiriyle mecli s önünde dururken bir zat gelerek kendisini takdim ettii:
- Selanik Dönmelerinden Karakaşzade Rüştü.


Tabii olarak biz de kendimizi tanıttık. Durup dururken bu şekilde birtanışma tuhafıma gitmişti. Meğer sebpsiz değilmiş. Dönmelik meselesini çözmek için Ankara'daymış. Hem Tanin muhabirine hem de bana yazılı bir dilekçe verdi. Meclise hitap ediyordu. Özetimi alarak gönderdim. Haber Vakit'in 2 Kanunisani 1924 tarihli nüshasında yayınlanmıştı. Altındaki imza éDönme Aydınları" adına atılmıştı. Haberin İstanbul'da büyük alaka gördüğünü diğer gazetelerin haberi Vakitten alarak okuyucularına verdiğini ancak, mensup olduğu ailelerin gazetecilere yaptığı açıklamalarda böyle bir müracattan haberleri olmadıklarını yine İstanbul gazetelerinden öğrendim.

Bu girişim Ankara'da az çok ilgi görmüştür. Çünkü Rüştü bey'in bir başka dilekçeyle de Cumhurbaşkanlığına baş vurmuş olduğunu ve dilekçenin Başbakanlığa havale edildiğini öğrendim.

Rüştü Bey Memnun
Bu gün postahane de Milletvekillerimizden Kazım bey ve dış işlerinden bir zat ile bir araya geldik. Karakaşzade yanımıza geldi. Gülüyordu. Memnundu: Tanin yazmamış, dedi.

Özel İbadet Salonları
Rüştü bey gerçekten hoş ve tatlı sohbetli biriydi. Biz dönmelik hakkında uzun uzun bilgiler verdi. Henüz küçükken annesinin kolundan tutarak babasıyla Dönmelerin ibadet ettikleri salona götürdüğünü söyledi ve ibadetlerin şeklini anlattı.

Kuzu Eti Yeme
Annem bana: Kesinlikle kuzu eti yeme senesinde ölürsün. Dönmelerden başka herhangi bir kadınla olursan kesinlikle cehenneme geidersin. Bu ibadetler hakkında sakın türklere bir şey söyleme; Türkler soğan gibidir. Sen hiç acı olmayan soğan gördün mü? Derdi. Halbuki Selanikte Arnavutlar vardı. Çok güzel kuzu pişirirlerdi. Çocukluk imrenirdim. Sonunda gidip yemeye karar vrerdim. Bir taraftan da korkuyordum. O heyeceanla yediğim kuzuyu unutmadım. aklımda yer eden telkinlerle o sene hep ölümü belkledim. Ölmedim. Tekrar yedim. Yine ölmedim. anneme anlattım. Bütün söylediklerinin doğru olmadığını kuzu eti yemekle insanın ölmediğini iddia ettim. Kızdı.

Dört Gönül Meselesi
Merak ederek sordum:
- Niçin kuzu eti yemiyordunuz?
- Kuzu yiyorduk fakat törenle. Siz dört gönül meselesini biir misiniz?
- Hayır.
Benim için şmdiye kadar meçhul olan ve çok tuhafıma giden bu açıklamayı ilginç gördüm. Rüştü bey analattı.

Kuzu yemenin mevsimi vardır. Sene de bir gün iki arkadaş anlaşır. Kuzu ziyafeti yaparlar. Tab ieşleriyle beraber. O akşam kuzu yenir. (Yazı kurulu buradan bir cümleyi çıkarmıştır). bunun sevabı çoktur. O gece ne kadar çok sevap yapılırsa, bu sevapla insan cennet yolunda o kadar fazla yol almış olur.

Rüştü bey'in söylediği "Cennet Yolcuları" belki de ceza gününe ulaşmış kimselerdi. Anladığım kadarrıyla da Rüştü bey bu zümredendi. Bende kendilerini kendi yollarında bırakarak, şu dört gönül meselesini anlamak istedim.

İşte bu ya dedi. Kuzu başında buluşan dört kişi.

Anladım. Anladım. Dört kişi gönüllerini birleştiriyor. Evet bazen dört gönülün birleşmesi yeterli olmayabilir. bu duurmda birleşen gönüllerin otuza kadar çıktığı olmuştur. 

Allah'ın Evi Yanar mı?
Hurafeler bu kadar da değildir. Selanik'te Dönmeler arasında haşa Allah olarak tanınmış biri vardı. Şehirde bir yangın meydana geldi. Bir çok ailelelr mücehverlerini, kıymetli eşyalarını onun evine götürdü. Sanıyorklardı ki alevler oraya gelemez. Halbu ki pekala geldi ve orasını da yaktı. Bu benim elimde propaganda silahım oldu. Fakat onlar bu durumu hemen tevil ettiler:
"Elbette yanacaktı. Biz çok günah işlemiştik."

Azizler Başında Mum
Sonra azizlerin başında mum yakma merasimi vardı.

İçişleri Bakanı Nasıl Karşılamış?
Bir gün bunları içişleri bakanı Fethi bey'e de anlattım. Kahkalarla güldü. Elimi sıktı. Beni tebrik ederek: "Ben dönmeleri zeki ve akıllı bilirdim; meğer çok *** insanlarmış." Dedi. Gerçekten bizde çok gülerek Rüştü bey'i tebrik ettik.

Rüştü bey Ayastefonasta
Rüştü bey onbeş yaşından beri bu hurafelere isyan etmiş. İlk eşi başlangıçta bu hurafelere inanırken onun telkinleriyle bunlara önem vermez olmuştur. Ayastefonasdta oturdukları sürede oradaki Türkler tarafından daima takdir edilmiş ve halk kendilerini diğer dönmelerden tamamen ayrı tutmuştur.

Dönmeler Kaç Kısımdır?
Rüştü bey'in açıklamaları banayeterli gelmedi. Dönmeler arasında benimde tanıdığım ülkemizin de tanıdığı kimseler vardır. Yazacağım noktaları iyice anlamak için bazı sorular daha sordum. Şimdi onları geçerek yalnız aldığım cevapalrı yazıyorum.

Dönmeler Üç Kısımdır
- Dönmeler dedi, üç kısımdır : Karakaşlar, Kapancılar, Hamdi beyler. (Burada Rüştü bey'in her üç kabile ve gruplar hakkında ki hükümler ve sıfatlandırmaları çıkartılmıştır)

Bütün bunları birleştirerek yine üç guruba ayırabiliriz. 

Bir kısmı cahildirler. Tam anlamıyla Yahudidirler. İbranice dua ederler. Dinlerine bağlıdırlar. 
İkinci grup aydındır. Hurafelere pek önem vermezler. Fakat hiç bir zaman Türk unsurları ile karışmak istemezler. Sadece menfaatlerini düşünürler. 
Çok az kısmı Türkler ile karışmışlardır. Bütün dönmeler, 15 bin kadardır. Bu üçüncü kısım ancak 100 kadardır. 
İçinde Olduğum Sınıf

Benim sınıfım ikinci sınıftır. Nesil bozulmuştur. Daima amca, teyze kızı ala ala hep iç içe karışmalar sonucunda yok olmuştur. Bunun sebebi menfaattir. Bir dönme Türk kızı alırsa:
Gençler, tahsil görenler belki Türk kızı alacaklardır. Fakat ihtiyar ve muhazafakarlar babalarındfan ve onlardan kalacak mirası kaybetmekten korktukları için yeni kendilerinden biriyle evlenirler. Mesela ben, Selanikli iyi tahsil görmüş bir genç tanırım. Bir Türk kızı severdi, onunla evlenince, babası redetti, iş yerinden çıkardılar, sonra onu belinde bir ip vapurlarda hamallık ederken gördüm. Hayatını bu yolla kazanmaya çalışıyordu. bu gibileri ne Türkler benimsiyorlar, ne de Dönmeler tekrar içlerine alıyorlar.

Aydınlar Neden Susuyor?
Aydınlara gelince. Onlarda sadece menfaatperestliklerinden dolayı bu durumdan kurtulmaya çalışmıyorlar. Her zaman birbirlerini tutuyorlar. Boykotları da müthiştir. Onların bu menfaat endişesi ve yalnız kendilerini düşünmeleri yüzünden felakete gidiyoruz. Bilirler ki bir mağaza sahibi iseler müşterilerinin, bir müessese iseler satışlarının %80'ni kaybedeceklerdir. Bundan dolayı susuyorlar. 

Çözüm Nedir?
Şimdi ben düşünüyorum ki gelecek göçmenler, ikişer üçer tamamen Anadolu'ya dağıtılmalıdır. Kesinlikle herhangi bir yerde toplu olarak bulunmalarına imkan verilmemelidir. Sonra varsayalım ki 3 bin genç erkek 5 bin genç kızımız var. Bunların mutlaka kendilerinden başkaları ile evlenmeleri zorunlu hale getirilmelidir. 

Kızlarımız tabii olarak Türklere varacaklardır. Gençlerimiz de Türk, Alman, Fransız kızları ile evlenebilirler.

Rüştü bey, samimi bir dönmedir, nesline bağlıdır. Onun iyiliğini istiyor. Normaldir, bu uğurda çalışması onun hakkıdır.

Vakit Gazetesinin 8.Kanunisani 1924 tarihinde yer alan ve Hüseyin Necati tarafından yapılan röportajdan anlaşılmaktadır ki röportajda dönmelerle ilgili olarak çarpıcı bilgiler verilmektedir.

Rüştü Bey'in Halka Açık Mektubu
Ankara'da bulunan Karakaşzade Rüştü Bey'den yine bir mektup aldık. Bu mektubunda da dönmelik meselesi nedeni ile yapılan bazı yayınlara cevap veriyor. Bu mektubu tarihi bir vesika olarak yayınlıyoruz.

Efendiler !
Yanlış düşünüyorsunuz. Tesadüfen Selanik'te Mustafa Arif adında bir dönmenin Gunanasa başvurması ile Dönmeleri mübadeleye tabii tutulmasını rica etmesinden bahsederek sanki benimle Ankara'da bir plan sonucunda aynı amaçla çalıştığımı ileri sürüyor.

Hayır Efendiler! Yanlış düşünüyorsunuz.
Dönmelerin mubadele edilmemesi için ricaya, propagandaya ihtiyaç yoktur. Gelmek istemeyeni hükümet elinden tutup zorla çekip alacak değildir. Bu son derece basit meseleye çocukların bile aklı erer.

Bazı gazetelerin 4 Ocak 1925 tarihli nüshalarında deniliyor ki:
"Rüştü Karakaş sinir hastasıymış. Kadın meselesine kızgınmış. O nedenle bu Dönmelik meselesini kurcalıyormuş diyerek meseleyi önemsiz göstererek örtbas etmeye ve işi sulandırarak meselenin Millet Meclisinde ve basında tartışmaya bile değer olmayacak derecede önemsiz gösterilmeye çalışılması hep İstanbul'daki Dönmelerin basın üzerinde yaptıkları manevralardan kaynaklanmaktadır. 

Yine orada yazıldığı gibi önceAvustralya ve Tanzanya'daki ilkel kabilelerdeki gülünç hurafeler varmış. Şu tarihte bu hurafeleri almışlar ve kendilerini daima samimi Türk ve Müslüman vaziyetinde görmüşler. 

Tüccar ve memur olmuşlar. Tersane Bakanı, Saray Emini gibi meslek makamlara geçmişler. 

Aralarında Bükreş'te Bakiston biraderlere suikast yapan Nursen bey ve akrabasından İzmir'de Yunanlılar tarafından şehit edilen Dr.Şükrü bey gibi şehitler varmış. 

Gittikçe kendi dışlarından evlilikler başlamışmış! Bunlar arasında farklı ahlaklara sahip insanlar varmış. (Her milletten olduğu gibi) 

Şahsi intikam amacı ile millet içinde nifak ve kötü düşünceler uyandırmaya çalışmak büyük bir suçmuş. Amerikalılar bir adamı kendilerine benzetmek için masraflı vasıtalarla misyonerlik yaparlarmış. Dönmeleri Türk toplumunun dışında göstermek büyük bozgunculukmuş." 

Bunun yanında yine bunlar söylendikten sonra millet meclisinin br anket grubu ile meselenin tamamen çözülmesi arzu ediliyor. Bu gazetenin görüşlerini birer birer tahlil edelim.

Kadın meselesinden dolayı sinir hastası değilim, benim ve bütün ailem her Dönme gibidir. Herhalde kendimi bilir yaptığım işlerin mahiyetinin farkındayım. Zaman zaman nükseden gizli bir sevincin kesinlikle tedavisini isteyen samimi bir ruha sahibim. 

Avustralya ve Tanzanya'daki ilkel milletlere layık görülen hurafeler Dönmelerde de vardır. Bugün ilim ve fen sayesinde şüphesiz birçok gençler bu hurafeleri yırtıp atmışlrsa da yarıya yakın bir çoğunluk gizli ananeler ve hurafelere bağlıdır. Bunu her zaman ispatlarım ve ispatlayacağım. 
Dönmelerden tersane bakanı Sarayemini olmuş zaman içinde önemli memurluklarda da bulunmuş olanlar da vardır. Fakat unutmayalım ki Osmanlı hükümeti denilen Nuhun gemisi veya Babil kulesi, nice yabancı paşalar, milletvekilleri ve bürokratlar, vezirler, reisler v.s. vardır. Sonuç oldu, hepsi aleyhimize çalışmadılar mı? Dün bize milletvekili olanlar, bugün Yunanistan'da milletvekili ve parti liderleri değilmidir? Bu örnekler ile Dönmeler, övülmek mi isteniyor? 

Bükreş'te Bakiston kardeşlere suikast yapan Nursen harekatı Dönmelerin kahramanlığı ve vatanseverperliğini mi gösterir? İzmir'de şehit edilen binlerce asker ve subay arasında bir Dönme doktorun bulunmadı Dönmeler için milli bir gurur mudur? Bunlar ve Ermeniler arasında müstesna olarak Türklüğe hizmet etmiş bir takım adamlar yok mudur? 
Dönmeler içinde bazıları Türklerden kız almışlar veya Türklere kız vermişlerdir. Bununla artık kaynaşma başlamıştır mı denilmek isteniyor? Çok safça misaller. Evet Yahudilerden, Ermenilerden, Rumlardan Türklere karışan kızlar hiç şüphesiz Dönmelerin kızlarından yüzlerce binlerce daha fazladır. Ancak onlara karşı karışıp erimişlerdir. Geride kalan Yahudiler, Rumlar, Ermeniler asıl kimliklerini korumuşlardır. Bu milletlere dün olduğu gibi bugünde sen Yahudisin sen Rumsun sen Ermenisin diye kimse saldıramaz. Çünkü onlar, gizli milliyet gizli din taşımazlar. Maddiyat ve maneviyatları herkes tarafından bilinmektedir. 
Şahsi intikam hissi ile memleket içinde yeni bir nifak ve yanlış düşünceler uyandırmıyorum. aksine nifak ve yanlış düşünceleri gidermeye çalışıyorum. Bununla da memlekete büyük hizmetler yapıyorum. Çünkü normal ticaret ve seyahatte bile ortak ve arkadaş olacak adamın güvenilir olması lazımdır. Nerede kaldı ki aynı sınır içinde aynı hükümet idaresi altında kıyamete kadar kader birliği edeceklerden güvenirlilik aranmasın. dönmeler gizli ve ruh amaç taşımadıkça Dönme adını korudukça hiçbir zaman güven vermezler. Tereddüt ortadan kalkmaz. 

Artık işi sulandırmaya, kişileştirmeye ortalığı karıştırmaya çalışılmamalı aksine medeni cesaret ve insanlık göstererek doğru konuşulmalıdır. Bu büüyk ruhu da herkesten bu gerçekleri idrak etmiş ve kendini hakka adamış olanlardan bekliyoruz. Hiç şüphesiz iki buçuk asır önce cahil bir tüccarın oğlu olan birinin (Sabatay Sevi) gittiği yanlış ve sahte yolların nasıl çıkmaz ve arızalara ulaştığını herkesten daha iyi anlamıştır. Bu nedenle Dönmelere çıkar yolu, doğru yolu, mutluluk ve kurtuluş yolunu göstermek bir görevdir. Bu inkilabı geröçek aydınlardan bekleriz. Gaflet ve karanlıkta kalmış bu insanlara yazıktır. 

Vakit Gazetesi, 1924, "Tarihin Esrarengiz Bir Sahifesi "Dönmeler" ve "Dönmelerin Hakikati"

Bu güne değin en çok tıklanılanlar