21 Eylül 2013 Cumartesi

“Kur’an Mesajı” mı, yanlışlar kumkuması mı?

kuran mesajı muhammed esed
kuran mesajı muhammed esed


Damarlarındaki kana kadar İslam düşmanı olan bir Yahudiye "Yalandan hidayet bul. Müslüman ol. Sonra ilim ehlinden gözükerek fitne çıkart" denilse, Yahudi dönmesi M. Esed'in yaptığının tıpkısının aynısını yapar ve ortaya da "Kur'an Mesajı" denilen şey çıkar.

Ali Eren Hocaefendi'nin yazısından okuyoruz:

“Kur’an Mesajı” mı, yanlışlar kumkuması mı?

Yazımızın başlığı, Türkiye’de bazı çevrelerin canhıraş bir gayretle reklam ettiği ve basıp dağıtmaya çalıştığı Muhammed Esed’in “Kur’an Mesajı” isimli eseriyle ilgili. Siz değerli okuyucularımızın da bildiğiniz gibi, bundan önceki iki yazıda bu eser ve yazarı hakkında bilgi arzetmiştik. Bahse konu eseri bu sayımızda da tanıtmaya devam edeceğiz. Tanıtalım da, müslümanlara meal ve tefsir adıyla nasıl bir şeyin kakalandığını herkes duymuş, bilmiş ve görmüş olsun. 

Bu sözümona tefsirde iki türlü tutarsızlık mevcut:

Bir Müslüman böyle bir tefsir yazamaz. Muhammed Esed'in tefsirinin(!) yanlışlarına iğne deliğinden bakış…

muhammed esed tefsiri
muhammed esed tefsiri


Âl-i İmran sûresi 50. âyet-i kerimeye öyle bir mânâ veriliyor ki, anlaşılır gibi değil. Böyle bir mânânın iman ve islamla uzaktan yakından alâkası olamaz. Esed’in verdiği mânâya göre, Hazreti İsa şöyle demiş: “(Ben) Tevrat’tan günümüze kalanın doğruluğunu tasdik etmek için …(geldim)” 

****
Bir tefsirin(!) yanlışlarına iğne deliğinden bakış…

Öyle tefsirler vardır ki, insan onu okurken aldığı zevkten dolayı elinden bırakmak istemez. Öyleleri de vardık ki, ismi tefsir olduğu halde gerçekte tefsir olmaktan uzaktır. Elinize alır almaz bırakmak istersiniz. Düzgün tefsirler insanı bilgilendirip olgunlaştırırdığı halde diğerleri okuyucusunu mânen mahveder.

Birkaç sayıdan beri bahsettiğimiz ve yanlışlarını yaza yaza bitiremediğimiz, Muhammed Esed’in kaleme aldığı Kur’an Mesajı isimli sözümona meal-tefsir işte böyle bir tefsir.

Yanlışlarını yaza yaza bıktık ve bitiremeyeceğimize kanaat getirdik. Onun için bu yazımız bu meal-tefsir hakkında yazdığımız son yazı olsun istiyoruz. Çünkü, Kur’an Mesajı o denlü yanlışlarla dolu ki, tam ve eksiksiz bir tenkit yapacak olsak, yapacağımız tenkit, kitabın kendisinden büyük olacak. En iyisi, bu yazıyla bu işe son verip gerisini okuyucuya bırakmak…

Şimdi kitaptaki yanlışlar yığınından bazılarına madde madde işaret etmeye çalışalım:

12 Eylül 2013 Perşembe

Adnan Oktar (Harun Yahya)'ın kitapları ya aşırma ya da ısmarlama

Adnan Oktar (Harun Yahya) eserleri
Adnan Oktar (Harun Yahya) eserleri


Geçenlerde bizim camianın çok tanınmış, çok değerli yazarlarından biri ile yan yanaydım. Uzun da vakit bulup, pek çok meseleye temas ettik. Derken söz Adnan'a ve Adnan'cılara geldi.. 


Bir de ne anlatsın, şaştım kaldım. Aşağıdaki sözler, ismini vermek için izin almadığımdan ve vermeyi uygun da bulmadığımdan vermediğim kıymetli yazar büyüğümüze ait. (Bu yazı şikayete konu olursa, savcılık makamında ismi de veririm) 

Aynen şunları anlattı:

Ülker bir kripto Yahudi tuzağı mı? "Sabri Ülker'i bir de benden dinleyin!"

ali ülker, gerçek yüzü, içimizdeki ermenistan, içimizdeki israil, israil, kripto yahudiler, masonluk, murat ülker, sabetayistler, sabri ülker, ülker

                                                
ülker yahudi tuzağı mı?

Yeni Şafak Gazetesi'nde dün Sabri Ülker'i anlatan yazının ardından Odatv yazarı Erroll Gelardin, bir başka Ülker hikayesi anlattı.
İşte Gelardin'in Ülker yazısı:
Ülker Fabrikasi,Beşler Bisküvi Fabrikası’nda çalışan Asım Berksan, merhum kayınpederim Hayim Vitali Nahum, Palasko(Rum) ve Asım’ın kardeşi Sabri Berksan beyler tarafından Sirkeci’de ufak bir odada kurulmuştur.

Merhum kayınpederim Hayim Vitali Nahum’un anlattıklarını size anlatacağım.

Kırım Tatarlarından gelen bir ailenin çocukları olan Berksanlar’ın büyük ağabeyleri Asım, Beşler’de isçi iken orada çalışan bir Musevi kızına aşık olmus ve Vitali Bey’in araya girmesi ile bu iki fakir genç evlenmişler. Beşler’in işi bozulduğunda kendilerine geçim yolu arayan Vitali Bey’in arkadaşı Asım’a yaptığı teklif üzerine Ülker Şekerleme diye bir işyeri kurmuşlar ve şekerleme işinin üstadı olan Rum asıllı Palasko adlı biri ile de anlaşmışlar ve 4 ortak olarak işe başlamışlar.
Zamanla zenginleşmeye başladıklarında Palasko işten ayrılmış ve 3 ortak olarak ve kollektif şirket halinde işe devam edilmiştir. İşler daha da iyileştiğinde Berksanlar soyadlarını ÜLKER’e çevirmişlerdir.

Yani Sayın Sabri Ülker Bey’in beyan ettiği gibi kendisi ÜLKER’i kurmamıştır.Ülker’i kuran Hayim Vitali Nahum ve Asım Ülker’dir. Sabri Bey’i, Asım Bey kardeşi olduğu için ortak yapmıştır. Sabri Bey, o sıralarda üniversite örgencisi idi. Hiç bir şekilde fabrika ile alakası yoktu.

Sabri Bey üniversiteden döndükten sonra karşısında 2000 kişiyi aşkın işçisi olan bir fabrika bulmuştur. Bu iki parasız meteliksiz kişinin Ülker’i büyütebilmelerinin yegane sebebi Hayim Vitali Nahum’un kendi çevresinden faizle para bulmasından dolayıdır. Bu gün kendini dini bütün Müslüman kabul eden Sayın Sabri Ülker, fabrikasını faizle tefecilerden alınan paraya borçludur.

Sabri Bey, daha sonra Vitali Nahum’u ortaklıktan çıkarmıştır. Kayınpederime göre kendisinin hakkı yenmiştir. Çünkü kendisine ödenen para muhasebe defterlerindeki rakamlara göre yapılmıştı.
Mesela bir milyon lira eden fırın defterlerde amortismanla 50 bin liraya düşmüş ve 50 bin lira üzerinden payı ödenmiştir. Keza binalar, keza kamyonlar keza her şey…

“Ben dini bütün Müslümanım kimsenin hakkını yemem” düsturu altında yapılmıştır.
Sayın Asım Ülker ile Vitali Nahum’un arkadaşlığı hiç bir zaman, herşeye rağmen bozulmamıştır. Asım Bey’in asıl adı Fani olan eşinden olan çocukları Musevi dinine göre Musevidirler.
İsrail’e göç etmek isterlerse İsrail vatandaşlığını otomatikman alırlar. Fani Hanım’ın Müslümanlaşmış olması fark etmez.

Sayın Sabri Bey’in ömrü uzun olsun ama kayınpederimi görmeye gitmeden evvel bir kere de bunları okusun ve yaptıklarının ne kadar güzel şeyler olduğunu görsün dedim.
Erroll Gelardin
Odatv.com
10.01.2011 21:56

Sembollerle oynuyorlar. Her şeyle oynuyorlar. Rabia işareti ve altı köşeli yıldız bizim değil


gül cihan, Kabala, kripto yahudiler, masonluk, mühr-ü süleyman, müslüman kardeşler teşkilatı, rabia işareti, sembolizm, siyon yıldızı, siyonizm, yahudi sembolleri

                                                               
semboller


 Mısırdaki olaylar neticesinde profilinde "Rabia işareti" olarak isimlendirilen sembolü paylaşan bazı kardeşlerimiz mevcud. Bir de bu sembolün Yahudi-Mason sembollerinden olduğunu söyleyip, paylaşanları eleştirenler mevcud . Evvelkilerin de tabii ki savunma yapanları hatta paylaşmayanları eleştirenleri ...
Paylaşılması gerektiğini iddia edenler genellikle ; "Siyon Yıldızı" olarak bilinen "6 köşeli yıldız"ın içerisine İsm-i Âzam yazılmış halini ve aslında bu yıldızın İslam simgesi olduğunu ; bu yıldızı kullanmakla Yahudi olunmayacağını ; dolayısıyla "Rabia işareti"ni kullanmanın da bir beis teşkil etmediğini iddia eden bir yazıyı paylaşıyorlar . Okumakta bulunduğunuz bu yazı ; bu konu ile ilgili bana soru soran bazı arkadaşlarıma cevaben yazılmıştır . Paylaşılan bu yazı internet ortamında birçok yerde mevcud ise de, hiçbir yerde sahih bir kaynak gösterilmemiştir . Mühr-ü süleyman mes'elesi İslamî kaynaklarda geçmekle beraber; üzerinde İsm-i âzâm'ın yazılı olduğu bildirilmekte, lakin şekliyle ilgili sahih kaynak bulunmamaktadır . Kur'ân-ı Kerîm'de birçok yerde Hz. Dâvud ve Hz. Süleyman'dan bahsedilmektedir .  Her ikisine de verilen mülk ve devletten, güç ve kudretten hatta demir ve bakırın yumuşak kılındığından bahsedilir ama üzerinde "6 köşeli yıldız" olan ne bir "yüzük" ne de "zırh" geçer . Üzerinde ism-i âzam yazılıdır. Selçuklu Yıldızı diye bilinen yıldız da 6 değil, 8 köşelidir . 6 köşeli yıldızın da tarihî eserlerimizde mevcud olduğu muhakkaktır . Lakin birçok camide 8 köşeli yıldız kullanılmıştır. Bir sembol kimi zaman birbirine zıt ekoller için kullanılmış olabilir. Lakin önemli olan şu an çağrıştırdığı düşünce / yönetim / inanç sistemlerinden hangisinin daha kuvvetli olduğudur .
Siyonizm resmen bu yıldızı bayrağı olarak ilan etmiştir.


Kabala Yahudilerin Tevrat'tan
bile önce ellerinde olan
kutsal bildikleri kitaplarıdır.
Kabala'da altı köşeli yıldız
 sık kullanılmıştır
Peygamber Efendimiz, tırnaklarını keserken dahi, Yahudilere benzemekten kaçınmış; onlar saçlarını traş ettiğinde , saçını uzatmış ; onlar uzattığında ise, ashaba kısaltmalarını emretmiştir . Halbuki saç uzatmak daha önceki birçok nebî ve rasulün sünnetidir . Hatta Zülkarneyn aleyhisselam  ve Kadir suresinin inzaline sebep olan kıssadaki Şemmun'el gazî hazretlerinin alâmet-i fârikası , topuklarına kadar uzanan saçlarıdır . Vel hâsılı kelâm, mesele sembollerin insanlara ne hatırlattığı, kimlerin maksadına hizmet ettiğidir. Zira bu yıldız bizatihi İslama mâl olmuş bir sembol değildir. Zaten dinimizde sembolizme de yer yoktur . Cifir, vefk vs gibi meselelerin, sembollerin hayatımıza girmesinin sebebi çoğunlukla, bu tür ritüelleri dinlerinin ahkamlarında yani ibadet addeden Yahudi ve Hristiyanlarla iç içe yaşamamızdır . Delil olarak gösterilen eski eserlerin fotoğraflarında bu simgenin bazısının yanında "Gamalı haç" sembolü de bulunmaktadır . Eski eserleri delil olarak kullanmak icap ederse ,  "haç" sembolünü de sahiplenmemiz gerekecektir ki  bu gayr-i mümkün bir hadisedir. Yahudilerin kendilerince kutsal bir görevi vardır ki; "Süleyman Mabedi'ni" tekrar inşâ ve îmâr etmek. Süleyman ve Dâvud aleyhimüsselam bizlerin de peygamberidir, âmennâ ve saddeknâ . Ve Süleyman mâbedi de o zamanki "müslümanların ibâdethanesidir" zira; Hz. Âdem'den Hz. Muhammmed sallallahü aleyhi veselleme kadar "tek din İSLAM'dır !". Ama bu demek değildir ki; Süleyman mâbedini elbirliği ile inşâ edeceğiz .

Altı köşeli yıldız Yahudilerin işaretidir.
Müslümanlar arasında daha çok sihir-büyü
yaparken ya da bozarken kullanılmıştır.
Kabalastik bir figür ve işaretler
Rabia işaretinin de mason ritüellerinde kullanıldığı şüphesinin olması bile; Yahudilere kıl miktarı benzemekten kaçınan bir Rasülün ümmeti olarak, onu kendimize men etmek için fazlasıyla yeterli bir sebeptir. Diğer bir sebep ise; bu tür işaretler, semboller ile toplumların tabiri caiz ise; gazının alınmasıdır! Ümmet olarak zulme uğrayanlara karşı görevimiz secdede göz yaşı dökmek; seherlerde niyazda bulunmak, şuurlu nesillerin yetişmesi yolunda azamî gayret sarfetmektir; meydanlarda gülümseyerek bir el işaretiyle poz vermek değil. Vatanı kurtarmayı isminin başına "TC" yazmakla; davaya hizmeti "Rabia işareti" yapmakla özdeşleştirmek , insanları sığ düşünceye sevketmekten ibarettir. Kaldı ki; mısır darbesinde katledilenler, acaba "İslam uğruna" mı yoksa "Mısrî" uğruna mı hayatını yitirdiler?!  Bu da başka bir tartışma konusudur. Velev ki dünyevî bir mesele olsun; değil insan , bir hayvanın dahî katledilmesi , eziyet görmesi , asla tahammül edilemeyecek bir meseledir. Ama Mursî Filistin sınır kapısını kapattığı , isrâil’e güven mektubu gönderdiği zaman meydanlara dökülmeyenlerin, ihtilal sonrası canlarını ortaya koyması gariptir. Halk gizli güçlerce galeyana getirilmiştir. Darbeden bir  gün önce aynı meydanda Mursî karşıtları gösteri yapıyordu. Ne Mursî ne de askerî yönetim , şeriat derdinde değildir. Siyonizm, Müslüman gençlerin katledilmesi için bir bahane bulmuş, bir milletin geleceği olan gençler harcanıyor, durum bundan ibâret! Kaldı ki; Müslüman Kardeşler Örgütü ile ilgili de şâibeler mevcuddur. CIA, dolayısıyla ABD, bu örgütle yaklaşık 60 yıldır ilişki içerisindedir. Hatta Nâsır'ı devirme potansiyeline sahip olduğu için maddî destek vermiştir . Tıpkı Türkiye'nin bir "İslam devleti" ve yönetimdeki kadronun da "mücahidler ordusu" olmadığı gibi; Mısır'da da vitrinin arkasında neler döndüğü meçhuldür.  Aynı şekilde gariptir olanı; Arakan'da sırf Müslüman olduğu için türlü insanlık dışı katliamlara maruz kalanları, Irak'ta zulme uğrayanları görmezden gelen çevrelerin ve medyanın, Mısırda ihtilale karşı ayaklananları bu kadar önemsemeleri ,  gençleri direnmeleri konusunda kışkırtmalarıdır. Acaba kendi çocukları, canları söz konusu olsa, aynı tepkiyi vermeleri mümkün olur mu? Unutulmamalıdır ki; “Bazen bir dava için ölmek değil ; YAŞAMAK gerek !..." "


Rabia işareti diye bir anda meşhur edilen işaret de Masonik ve Kabala kökenli bir işarettir ve biz Müslümanların
kültürüne ait değildir.



| Gül Cihan
www.AkademiDergisi.com


Yeni yayınlardan e-posta ile haberdar ol!

Bu güne değin en çok tıklanılanlar